Hikaye
- Jan 31
- 1 min read
Updated: Feb 16

Yeni fark ettim. Tam bir sene olmuş. İnsanlığımın, vicdanımın, sevgimin, güvenimin, savunmasızlıklarımın, içimden gelenlerin, gelmeyenlerin, "doğru" olanı yapabilmek için zorunda olduklarımın, ahlakımın, "Kemal" olma hallerimle vermeye çabaladığım ya da vermek zorunda olduğum her şeyin dibine kadar tüketildiği "bir sene" dolmuş.
Bu hikaye, yakınlığı karşısındakini uzakta tutarak kurabilen, ilişkisini karşısındakini kendinden ayrılmaya zorlayarak sürdürebilen, ancak karşısındakinin mecbur olduklarını kullanarak "bağ" kurabilen ve tüm bu yaptıklarının karşısındaki insana verdiği hasarları görmezden gelmesi yetmezmiş gibi kendi sahte imajını koruyabilmek tüm anlatıyı tersine çevirip karşısındakini bir de bu şekilde harcayabilen çok tuhaf bir zihnin nelere yol açabildiğini anlatıyor. Tuhaf derken yine kendimce "çirkin"den uzak duruyorum aslında; olanları ve onları "kötü"den hafifletiyorum. Ama iyileşmemeyi seçmeleri gerçekten kötü. Hatta bununla da kalmayıp başkasını kötüleştirmeyi seçmek en kötüsü. Bunları hafifletemiyorum.
Bu hikayenin anlattığından çok anlatamadığı şey var aslında. Karşısındaki insanın üstüne attığı yükler o kadar büyük ki işlevi anlatmak olan bu kelime; "hikaye" bile tek başına kaldıramıyor. Bu hikayenin anlatamadıkları anlattıklarından çok daha fazla. Bu hikaye, kendisini ifade eden bir sözcüğün çaresizliğini bile taşıyor. "Hikaye" bile kendisini anlatamıyorken ben neyi, nasıl, ne kadar anlatabilirim?
Ben tüm hikayeyi anlatsam ne olur?



Comments