top of page

Weltschmerz.

  • Sep 18, 2025
  • 2 min read

Merhaba,



“Hak etmediklerimin” de “kabul etmediklerimin” de, benim onlara karşı duruşumdan tamamen bağımsız olarak gerçekleştiğini — hepsinin birer “gerçek” olduğunu — kabul ettim


Ve bu gerçekler, benim ve kedilerim dışında herkese, her şeye dair olan şeyler. Bu ‘karışımın’ ismi her neyse, yöneldiği yer de orası işte. Biz hala onların karşısında duruyoruz, aralarına katılmayı hala reddediyoruz.


Bak gördün mü, yine dilimizde karşılığı olmayan bir duygu içindeyiz.


Ben biraz araştırdım. Bir şey buldum.



"Weltschmerz".


Almanca. Kelime anlamı tam olarak:"Dünya ağrısı/sızısı".


"Gerçeğin senin zihninin beklentilerini karşılayamaması karşısında duyduğun o his
"Gerçek olanların senin zihninin idealleriyle uyuşmamasından doğan varoluşsal hüzün"
"Mevcut dünyanın, hayal edilen dünyaya uymaması karşısında duyulan içsel hayal kırıklığı, keder, melankoli”

İçinde bulunduğum durum ile epey örtüşüyor gibi. Sence?


Bak şimdi; bu kelimeyi öğrenmek içimdeki bazı karanlıkları aydınlatıyor gibi. Sana da anlatmaya çalışayım.


Heidegger'in varlığın üç modu diye anlattığı üç kavram var: Umwelt, mitwelt, eigenwelt. Şimdi bunları sana çok kısacık açıklamaya çalışacağım ama ondan önce, onları duyarken aklında tutman gereken çok önemli bir şey var: Biz bu üç dünyanın içinde aynı anda var oluruz. Bunlar birbirinden ayrılamaz, ayrı değerlendirilemez, biri diğerinden bağımsız düşünülemez. Bunlar hep senin aynı anında gerçekleşir.


Umwelt: Çevre dünyası. Biyolojik ve fiziksel dünya. Yani bir nevi "dışarısı."


Mitwelt: Sosyal dünya. Ya da "ilişkiler dünyası". Diğer insanlarla olan ilişkiler, toplumsal yapılar, birbirimize karşı sorumluluklarımız, diğerleri ile olan ilişkimizin bizi nasıl şekillendirdiği ile ilgili. "Dünya niye bu kadar adaletsiz?" diye sorduğun o anlar bu düzeyde doğuyor mesela.


Eigenwelt: İç dünya. Gördüğün gibi, tam burası işte. Düşünce yapın, ruhsal deneyimin, kendi varoluşuna dair farkındalığın, "anlam arayışına" dair tüm çabaların. Hepsi burada.


Şimdi hatırla; bunların içinde aynı anda var oluyoruz ya hani. Bak şimdi sana bugünlerde bu üçünün içinde var oluşumun nasıl olduğunu tek bir sorunun, üstelik cevabını da bildiğim bir sorunun içinde tarifliyorum:


"Ben bu dünyada neden yabancı hissediyorum?"

O tam ortada duran "neden" sorusu -işte içinde bulunduğun tam bu zamanlarda- kendi içine çöken bir yıldız gibi varlığı ile tüm anlamlarını birer birer yuttuğundan, bulduğun her cevabın içinde sonsuz tane yeni soru ile karşılaştığından- sen işte bu- "weltschmerz"ın içindesin.



Unutmadan; The Fountain'i muhakkak izle. Bu konuştuklarımızla örtüştüreceğin çok şey var.


Ölen bir yıldızın içine kendini bırakıp onunla birlikte çöken bir kadına... Artık takati kalmadığı için gerçeği anlamak yerine, bu kez tüm gücüyle onu durdurmaya çalışan Tommy’nin Weltschmerz’ine... Ve en sonunda, o yıldızın içinde sevdiği kadınla birlikte çözülerek, onunla birleşerek kabul etmeyi öğrenen o adama tanık olacaksın.

All life must be judged.
How amazing that the Mayans chose a dying star to represent their underworld. Of all the healthy points of light in the sky, how did they find one that was dying?
For every shadow, no matter how deep, is threatened by morning light.
Death is the road to awe.
The Road to Awe



Olanları anlamak çok zor. Anlatabilmek imkânsıza yakın.


Çok yorgunum.


Ama hiç olmadığım kadar sakinim, biliyor musun? Biraz hissizim galiba. Garip bir ciddiyet var üzerimde.


Sanki hayatımda ilk kez ben duygularımı değil duygularım beni taşıyor.


The road to awe.

Hoşça kal.


Kemal


 
 
 

Recent Posts

See All
8 Sekiz

Bugün bu süreçte kaç kez terk edildiğimi düşündüm. Sayamadım. Şimdi, bu satırları yazarken saymaya çalışıyorum… Sayıp geri geleceğim. Geldim. Sandığım kadar çok değilmiş. 8 kez. 8 kişi tarafından. Bu

 
 
 

Comments


Commenting on this post isn't available anymore. Contact the site owner for more info.
bottom of page